17 Ekim 2014 Cuma

Doğum günü meseleleri üzerine...




Doğuyoruz, doğduğumuzu seviniyorlar, sonra doğduğumuza biz sevinmeye başlıyoruz, doğduğumuza sevinenlerin olmasına da seviniyoruz, sevilince zaten seviniyoruz. :)

Özetle, doğum günleri sevilelim, mutlu olalım civarında bir şey. Psikoloji  açısından ise “benlik” kavramı ile ilgili. Yani, çevresel iletilerle kendilik halimizi kurmamızla ilgili. Buna özsaygı ve biriciklik hislerini de ekleyelim.Yani, bu haliyle doğum günü güzel şey, mutlu şey !
Ne var ki, özellikle erken çocukluk döneminde daha bir öne çıkan doğum günü kutlamaları, yapmacık, abartılı halleri ile çocuklara varoluşları ile ilgili gerçekliği olmayan bir vaatte bulunduğunda, işte o zaman işler çarpıklaşmaya başlıyor. Bir iki saat için prens/prenses muamelesi gören çocuklar, kutlamadan sonra bunun sürdürebilir olmadığı gerçeği ile karşılaştıklarında duygusal kırılmalar yaşayabiliyor.

Bununla birlikte, kısa bir süre de olsa, kendini dünyanın merkezinde hissetmiş olmak, öyle

hemen gelip geçmiyor,psikodinamik olarak bir yerlere yerleşiyor ve çocuğun ailesi ve bir bütün olarak çevresi olan iletişiminde bir veri olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Çocuğa "özel olduğunu hissettirmek" ile bir süreliğine onu "parçası olduğu dünyaya yabancılaştırmak" arasında çok fark var elbet. Abartılı kutlamalar böyle bir yabancılaşma ile benlik gelişimine olumsuz katkı yapıyor. 

Tüm bunlarla birlikte, doğum günleri, kutlamaları üstlenen profesyonel şirketler, doğum günleri için türeyen sektörler, neredeyse üç kişilik bir ailenin standart aylık giderlerine denk düşen organizasyon fiyatları ile, çoktan ucu gelmeyen bir istismar alanına dönüşmüş görünüyor. 

Senin pastanın şekli, benim pastamın süsü, senin hediyelerinin rengi, benim doğum günüme gelenlerin sayısı derken doğum günleri arasında rekabet de önüne geçilemeyen başka bir olgu.

Çiçekler içinde bir çiçeğim...
Oysa doğum günleri, çocuğun "kendisi" olma çabasının güzel bir olanağı olarak düşünülmeli. Bu da ancak içinde yer aldığı sosyal çemberin "bir üyesi" olarak, paşa çocuğu muamelesi görmeden; ailesinin, yakınlarının, okul arkadaşlarının sevgisini hissedebildiğinde mümkün. 
Doğum günü kutlamalarına katılan diğer çocukların yaşadığı burukluk da, "benim doğum günün ne zaman gelecek" soruları da, "ama doğum günümde de bana şöyle şöyle sözler vermiştin" serzenişleri de ancak bu şekilde aşılabilir. Yani, kutlamalar "en değerli olan benim" hissine neden olmamalı; birlikte mutlu olmanın güzel olduğu düşüncelerini beslemelidir. 

"Ben de doğum günümde palyaço istiyorum..."

Ne yazık ki, okullar doğum günlerinin şatafatlı geçtiği yerler... Çoğu okulda aileler, kutlamaların gösterişi, organizasyonu konusunda birbiri ile yarışır halde. Anaakım okullarda bu konu aile için başlı başına prestij konusu.

Yedi İklim'de...
Yedi İklim'de doğum günlerinde öne çıkan şey "bir arada olma" ile ilgili. Biz, doğum günlerinin keyifli birer "etkinlik" olabilmeleri için ayın bir gününü kutlama günü ilan ediyoruz. Aynı ayda doğan çocuklar, "ne güzel aynı ayda doğmuşuz, tey tey diley" diyerek, diğer çocuklarla ortak bir şenlikte biraraya geliyorlar. :) Doğum günü pastasını ise çocuklar mutfak atölyesinde kendi emekleri ile hazırlıyor; içecekleri kendileri sıkıyorlar. 

Bu arada çalışma koşulları nedeniyle kutlamalara katılamayan aileler olduğu için etkinlikte biz bize oluyoruz :)

Hediyelere gelince... Dışarıdan, satın alınmış bir hediye kabul etmiyoruz. Tüm çocuklar, doğum günü olan çocuklar için resimler yapıyor; onu uzun yıllar anı olarak kalacak şekilde "çocukça" ciltliyoruz. :) 




Sonuç olarak çocuğun biricikliği, özel olduğu duygusunu verebilmek doğduğu güne "gösteri" güdüsüyle yaklaşmakla değil, onun bireysel farklılıkları, kendini mutlu ve iyi hissettiği konuları çalışmakla mümkün. Yaşasın çocuklar ! :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder